Köseler Köyü ve Aigai Antik Kenti

Aigai örenyeri sanki kutsal bir sayı oluştururmuşcasına Herodotos’un bir araya getirmeye çalıştığı 12 Aiolis ketinden birisiydi. Tüm bilinenler içinde en önemli düşülmüş not, Perslerin işgaline uğramamış bir yer oluşudur. Aiolis’i karadan gelerek iskan etmiş bulunan orta Yunanistan kökenli göçmenlerin Bozcaada’dan başlayarak kurdukları kentler içinde arkada, dağda kalmayı seçmiş olanıydı Aigai. Bu nedenle deniz kıyısının uğrak yeri oluşundan mütevelli, tarihin törpüsünü tatmamıştı. Midilli adası üstünden bölgeye giren, değişik lehçe konuşan Aioller, Myrina yarımadası üstünden derinlere giren bir vadiyi bulmuşlar, vadinin ortasında Uzunhasanlar’daki Tisna adlı bir kaleyi kurduktan sonra daha içerilere girip, Güzelhisar çayının yukarı kesiminde Aigai’yi oluşturmuşlardı.

Coğrafyacı Strabon haklıydı aslında. Herodotos’un demesi gibi 12 kentten daha çok, belki de 30 kadar kent kurmuştu Aiol soyu Helenler. Aigai kenti, Pythikos ırmağı üstünde, yazın da suyu olan bir çay kıyısında kurulmuştu. Elimizde, ilk yerleşenlerin birkaç parça gözlemlenen geometrik bezemeli çömlekleri var. Duvarların en eskileri, aşağıdaki Larissa’daki gibi İ.Ö. 8. yüzyılın sonunda ya da bilemediniz İ.Ö. 7. yüzyılın başından. Kaba saba taşların dizilmesiyle elde edilmiş duvarlar, kentin çekirdek kesiminde, yukarılarda görülürler.

İ.Ö. 6. yüzyılda Aiolis kentlerindeki gibi yeni savunma duvarları, bir akropolis havalı kenti yaratırken geleneksel bir Aiol başlığı da bu oluşumun içinde yer almış, aşağıdaki İyon dünyasının görgüsünü taşıyan bir İyon başlığı da bu evrede dikilmiştir. Çokgen örgülü teras duvarları, konut ve kamu yapılarının arasında yer alan yeni bir zarifliğin temsilcisidir.

İşte bu koşullarda Perslerin gelip geçişi, İ.Ö. 6. yüzyılın sonu, 5. yüzyılda uzaktan izlenmiştir. İ.Ö. 4. yüzyılın kenti için gerek duyulan savunma, belki de istikrarlı geçen yüzyılların biriktirdiği malların güvencesi içindi. Düzgün sıralı taş dizilerinden oluşan sur genişletilmesi, siyasal bir gücün etkisi altında olmasa da bağımsız, dağdaki bir kentin içe dönüklüğü ortamında başarılmıştır.

İ.Ö. 334 yazıyla birlikte Perslerin uzaklaştığından emin olununca bu kez Pergamon adlı hisarın uydusu olunmuş, ondan ne varsa öğrenilmiştir. Bir kere tiyatro, üstündeki teraslarda yer alan Zeus ve Athena tapınakları ana kentin mimarlık becerilerinin bir yansımasıdır. Agoranın ve boulevterionun yapımı; bağımsız, geniş bir ekonominin varlığını, öte yandan da “krallık” yönetimi altında bile özerk bir konumun geçerliliğinin kanıtıdır. Pergamon beğenisi, ince işcilikli çömleklerle de kendini göstermiş, sınır anlaşmaları, dokumacılık, keçi derisi ticareti, belki de bilmediğimiz peynir ürünleri alanında adının anlamı “keçiler” olması gereken kenti yüceltmiştir.

Aigai kentiyle ilintili gelişmeler bununla da bitmemiştir. Pythikos ırmağının içindeki bir sekide inşa edilen Apollon Khresterios tapınağı, kentin serpilmesinin bir belirtisidir. Yeni tapınak, deniz kıyısında, Myrina ile bağlanarak gelişimini tamamlayan Grynaion Apollon kutsal yeri gibi; karadaki Aiol soyu insanlarının da kutsal yeri olmuştur böylelikle Roma çağına gelindiğinde tek bir sorun kalmıştır kentte: Akarsu! Aigai kenti ancak yağışlı havalarda akarsuya sahiptir. Her yapıdan çıkan su, saçaklardan inenler, çift katlı duvarların sızıntıları özenle derlenip oluklarla belirli sarnıçlara yönlendirilmiştir. Yaz aylarının ortasına dek kalabilen sulu sarnıçlar yürünen zeminin altında kendini gösterir sıkça, bu yüzden.

Roma çağında eyalet valisi Poplius Isavricus, Apollon Khresterios tapınağı yanına kent halkının rahat etmesi için belki de bir hamam yaptırmıştır. O güne dek eksikliği çekilen şey budur çünkü. Tiyatronun doğusunda, gymnasionun üstünde yaptırılan ikinci hamam da aynı amacı güder. Tapınağın yanındaki, yani kentin 2,5 kilometre uzağındaki hamama her zaman Güzelhisar çayından su almak olasıdır. Devasa bir teras üzerinde yükselen hamam, gözlerden uzaklaşmışsa da kalıntıları yeterince bellidir. Kentteki hamam içince yapılacak tek şey akıllıca yağmuru beklemektir. Yukarılardan derlenen suyu getirip, hamama oluklar içinde ulaştırmak, bir bakır kazanda ısıtmak ve küçük havuzları doldurmak zor olsa da, Roma çağının bir lüksüdür. Belki de yağmur yağınca hamam için bir dellal çıkarılmıştır.

Zaman geçtikten, ünlü depremler 17 yılı,178 yılı depremleri olup bittikten sonra; Aigai kenti yalnızlaşmış, kıyının ekonomisi, kıyıya gelen işgalcilerin bunalımı nedeniyle unutulmuştur. En kuzey uçtaki küçük kaleleşme, bir mihraplı kilise kentin kapanış evresini gösterir. 19. yüzyılın ortasında karşı bayıra gelip konan Köseler halkı, yörenin son insan etkinliği olmuştur.

Aigai’de hiç yıkılmamış, yalnızca doğanın örttüğü duvarlar vardır. Bu duvarlar dünyası, öteki yok olmuş kentlerden sonra tek ve nadide bir örnek olan Aigai’yi benzersiz kılmaktadır.

İletişim ve Şipariş: 0533 577 07 20